08-02-2008, 04:38 PM
Dünyanın en iyi müzik adamlarından Fahir Atakoğlu Söz Sende'de Balçiçek Pamir'e konuştu.
Dünya çapında müzisyenimiz Fahir Atakoğlu Söz Sende'de Balçiçek Pamir'e konuk oldu. Atakoğlu, hem yeni albümü "İz"i hem de müziğini anlattı.
Amerika’da yaşıyorsunuz normalde. Ne zaman geldiniz?
23’ünde geldim. Ve 6 Ağustos’taki konserime hazırlanacağım. Açıkhavada olacak. Yeni albüm çıktı “İZ”. Onun için konserden konsere gidiyoruz.
Çok güzel de bir albüm olmuş hakikaten.
Özel bir albüm oldu. Benim için de çok özel bir albüm oldu. Çünkü sesini yorumunu beğendiğim şarkıcılar geldi.
Levent Yüksel, Nilüfer, Sertab Erener, Sezen Aksu, Tarkan.
Evet çok müthiş sesler. Benim bestelerimi okuyan isimler bunlar zaten ama bu albümde mesela Sertab’ın söylediği ‘Lal’i Sezen söyledi. Tarkan alaturkadayım, bir bestem var benim devamlı Sezen okurdu. Böyle herkes birbirinin parçasını okudu. Levent ‘Sır’rı okudu, Sertab İstanbul’u okudu yeniden yorumladı. Çok güzel, çok memnun kaldım.
Tabi yani sadece bu değil. O kadar çok şey var ki konuşacak. Ayağınızın tozuyla geldiniz ama çok güzel haberler de var daha önce aldığımız Grammy’e aday olmak gibi, bunları da konuşacağız. Şimdi çok klasik bir soru olacak ama ne hissediyorsunuz piyanonun başında. Hakikaten tutkuyla çalıyorsunuz. Etkilenmemek mümkün değil.
Ben de kendimi seyredince nasıl acaba diye böyle suratları ve mimikleri yapıyorum diyorum. Ama işte o an kendi yarattığınız bir şey var. Bir melodi var. Onun siz de çıkışını biliyorsunuz. Onu sunarken gerçekten hissetmeniz lazım ve o hissi taşıyıp sunmanız lazım. Çünkü seyirciyle ilişki çok çok birebir. Siz nasıl hissediyorsanız karşıya da öyle geçiyor.
O duygunuzu alıyoruz. Doğru söylüyorsunuz.
O kesin, doğru ilişki o oluyor.
Peki bilmem kaçıncı defa çalsanız da aynı tutkuyu duyuyor musunuz?
Aynen. Bakın mesela bu albümde Sarı Zeybek’i, Gözyaşı’nı ve hepsini yeniden yorumladık zaten. Hiçbir şekilde eski bir şey yok. Yeni parçalar da var içinde. Her çalışımda kendimde farkettim, Sarı Zeybek’i mesela yazdığımdan bu yana hep konserlerde çaldım. Hiçbir şekilde bir tane daha kayıt yapmadım. İlk defa yaptım bu sene, ki seneler sonra yani ben işte kaç sene geçmiş ve çok daha böyle içinde her çalışımda daha fazla hissediyorum.
Bir şeyler ekleniyor değil mi?
Tabi tabi çok müthiş bir şey yani. Çok mutluyum, müzisyen ve bir şeyler yaratıyor olmamdan.
Dünyanın en güzel lüksü bence. İşiniz, sevdiğiniz bir şey değil mi?
Benim işim değil artık bu. Bu benim hayatım artık. İş olarak hiçbir zaman görmedim.
Ama bir taraftan da işiniz.Yani bundan para kazanıyorsunuz.
Elbette. Ama o yönünü düşünmezseniz eğer daha fazla başarıya ulaşıyorsunuz. Yani başarılı olacağım diye değil, en güzelini yapacağım ve güzel şekilde de sunacağım deyip girerseniz o başarı zaten kendiliğinden geliyor.
Peki müzik kaç yaşlarındayken hayatınız olmaya başladı? Çok küçük yaşta değil mi?
Tabi tabi.
Peki nasıl gerçekleşti. Mesela geçenlerde Anjelika Akbar buradaydı. Şöyle bir şey söyledi. “Her tuşa bastığımda başka renkler çıkıyor benim için “dedi. Renkleri gökkuşağı gibi görüyorum. O onun yorumuydu. Mesela siz çok küçük yaşta müzikle nasıl tanıştınız? Ya da hep mi vardı hayatınızda?
Yok. Ben 7-8 yaşında bir piyano dersleriyle başlayıp ilkokulda falan ufak ufak melodiler aklıma geliyordu. Ve öğrendiğim kadar notayla yazmaya çalışıyordum. Devamlı da böyle, bir bestecilik yanı o yönden geliyor.
Tabiî ki sadece piyanistlik değil işte. Ahmet Ertegün bir şey demiş. Günümüzün Avrupa’daki en iyi bestecisi Fahir Atakoğlu.
Dünya yüzünde evet. Çünkü melodilerimi çok severdi kendisi. Hakikaten benim şuandaki Amerika’daki de olsun başarım melodi. Melodinin bir tane dili var ve herkes benimseyebiliyor. Melodi çok önemli benim için. Bütün Amerika’da çalıştığım müzisyenler, işte bu en son IF’de, İstanbul İn Blue’da hep onu diyorlar. O başka bişey.
Peki “İstanbul İn Blue” diye deyince ona dönelim o albüm çok özel. Çünkü o albüm Garmmy’de aday 3 dalda.
3 dalda inşallah ilk 15’e gireceğiz daha belli değil.
Aday adayı mı deniliyor?
Aslında ilk aşamayı geçtim. Çünkü bir aşama var ondan sonra ilk 15 belirleniyor. Onu geçtik çok şükür.
Grammy neden bu kadar önemli? Mesela Grammy’i alınca ne olacak? Biz çok mutlu olacağız o ayrı ama.
Grammy aslında Garammy’in üye olanların birbirlerine verdiği oy. Tamamen müzisyenler. İki çeşit üyelik var. Bir oy veren bir de oy veremeyen. Oy verebilen üyeler müzisyenler oluyor orda da albümünüzün dağıtılmış olması ve kabul olmanız lazım o vakıfa. Her ne kadar müzisyenler ve oradaki üyeler birbirlerine veriyorlarsa da dünyada 51 senedir çok büyük bir ivme yapmış bir organizasyon. Ne oluyor seyirciniz, albüm sayınız fazlalaşıyor. Ve tabiî ki dünyanın takip ettiği bir yarışma olduğu yarışmadan dolayı daha fazla tanınıyorsunuz. Bu Amerika’ya özgün bir yarışma tamamen Amerika içinde. Latin kolu da var, Latin Grammy’leri de var. Çok büyük bir ayrıcalık açıkcası.
Peki hep başarılı olanlar aday olabiliyor mu Grammy’e. Yoksa bir lobi faaliyeti sürdürmek gerekiyor mu? Çünkü Amerika başka bir yer.
Oranın endüstrisi çok farklı. Öyle engeller koymuşlar ki ve öyle uzmanlaşmış alanlar var ki o insanlarla çalışmazsanız istediğiniz kadar müziğiniz bir dahi olun hiçbirşey olamazsın.
Ne fenasın hem çete gibi bir şey bu?
Öyle ama yani o zaman daha doğru bir yere de geliniyor aslında. Çünkü öyle kurulmuş. Benim oradaki pablistim menajerim orda ayrı burada ayrı. Bu insanlarla çalışmazsanız olmuyor. Ve kesinlikle işi kuralına göre oynamanız lazım.
Peki mesela ilk gittiğinizde neler yaptınız? Bir takım yanlışlar da yapmıştırsınız bu anlamda doğru insanlarla olmamak veya da şanslıydınız siz hep doğruyu oynadınız.
Benim 20 sene oldu. Son 7-8 senedir biraz biraz olmaya başladı. İşte son 3-4 senedirde İF le beraber bundan evvelki albümle böyle bir çıkış oldu. Yalnız İstanbul albümü hakikaten patladı. Dünya müziği albümleri listesinde ki bu iki listede bahsedeceğim oradaki radyoların sizi çalma sayısı. Haftada ne kadar alıyorlarsa gerçekten o rakam ne kadar yüksekse o listede o kadar yükseğe çıkıyorsunuz. Dünya müzikleri albümü olan listede 1’inciye çıktım. Dört, üç, bir numara oldum ve caz albümlerinde de 38’e kadar çıkabildim. 200 albüm arasından.
Hakikaten büyük başarı bu.
Çok teşekkür ederim. Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Artık öyle bir yere geldim ki birinci ligdeyim. Çok daha serbest ve daha güvenli hissediyorum kendimi. Çünkü bir şeyler yapıyorsunuz insanlarla paylaşıyorsunuz bu paylaştığınız insanlar sadece dinleyicileriniz değil endüstrinin de bir parçası var. Yani eleştirmenler var, radyodaki dj’ler var. Bu insanlar bu değeri verdiği zaman çok daha önemli oluyor, gelişme açısından tabi. En önce tabi sizin dinleyiciniz. O olmasa zaten diğeri de olmuyor.
Sizin bir cümleniz var. Dünyanın en iyi piyanistleri çok acımasız bir şekilde 2 gün içinde yerle bir edilebilir Amerika’da demişsiniz. Bu piyasayı biraz anlatır mısınız? Bunu biraz anlatır mısınız bu piyasayı yani ayakta tutunmak zor buna rağmen işte belki normalde belki 5 başarı sizinki 500 başarı. Ynai hakikaten ayakları yere sağlam basmak lazım.
Amerika ya bütün dünya müzisyenleri geliyor. Amerika çok zır bir yer. Amerika’dan kabiliyet fışkırıyor. Şimdi tabi dediğim gibi bu endüstriyi kurallarına göre oynuyorsunuz. Ben yabancı birisiyim. Bir Amerikalı değilim.
Daha mı zor işiniz, daha mı kolay?
Aslında zorluğu kolaylığı yok. Bilhassa amerikada bütün düya müzisyenleri geldiğinden dolayı ilk müziğnizi bakıyorlar. Ya ilk görülen şey o. Avrupalıların ön yargılığı yok. Ama muhakkak kendi şahsiyetinizi iyi oturtmanız lazım. Mesela Amerika’da Latin müziği çok. Ben Latin müziği tamam ama onlar kadar bilgili olmadığımdan dolayı, onlar kadar iyi hissedemiyor olabilirim. Ben içimde hissettiği doğru dürüst çıkarmam lazımdı ve ben bir Türk olarak camı açtığınız zaman ezanı duymuşsunuz, açmışsınız türküyle.. Onarlın bende bir izlenimi var onu çıkarabildim zannediyorum. Dolayısıyla o daha başarılı oluyor sizden onu bekliyorlar. Her ne kadar ilklen sizin nerden geldiğinize pek fazla önem vermeseler bile sonrasında bir önem kazanabiliyor.
Daha mı kolay derken bunu kasdetmiştim. Belki de avantaj olabiliyor. Yabancı olmak Amerika’da?
Bir yere kadar zaten Amerika’da herkes yabancı göçmen ülkesi. ama şu bir gerçekki bütün dünyanın müzisyenleri geliyor çok büyük bir rekabet var. O rekabet içinde sıyrılabiliyorsanız. ben inanamadım 1 numarayı bana sçylediklerinde. 4’e çıktığımda da inamamadım.
Peki 1’e çıktığınızda çevre değişti mi? Davetler arttı mı?
Yok daha yeni temmuzun 7sinden bu yana şimdi inecek edecek. Şu aralar hala birde. İtibarınız artıyor. Sizin çalıştırdığınız insanlar arasında da itibarınız artıyor. Çünkü İstanbul Blue için radyo promosyon şirketiyle çalıştım. Tabi başka bir gözle bakıyorlar size.
Sonra basınla ilişkileri sağlayan bir lobi oluşturmak gerekiyor demişsiniz..
tabi bir publictiniz olması gerekiyor. Sizin halkla ilişkilerinizi sağlayan kişinin de daha çok tanınmış olması lazım.Ben mesela Newyork’ta konser verdiğimde Newyork Times’taki 5 tane gidin görün dedikleri etkinlikten biri bendim. Newyork Times beni tanıyor mu hayır. Publictimi tanıyor. Adam tabi müziğimi de beğenmiş. En önce müzik tabiî ki.
Yani müzik çok kötüyse asla basın onu yürütmüyor yani?
Yok. yani çünkü onun kendilerine de saygıları var açıkcası basının.
Müzik sonuçta harika olmalı o ayrı ama onun ötesinde çok iyi bir tanıtım gerçekten.
Çünkü çok insan var. Onarlın arasından sıyrılabilmeniz için adam eleme yapmak zorunda. Güvendiği yere gidiyor herhalde o halkla ilişkiler.
Aama yanılmıyorsam siz New York'tasınız?
Çok sakin bir yerde yaşıyorum. New York İstanbul gibi bir yer.
Ama New York'ta da çaldınız. Çünkü çaldığınız yerler hiçbir zaman hani ikinci sınıf olmadı. Hep böyle en büyük yerler.
Bebek Park Gazinosu’nda Sezen’le de çaldım. Geçen birisi söyledi nereden nereye. Ama işte bunu hazmetmeniz lazım. Ben birgün oarada çalacağım diye de başlamadım bu işe.
Öyle hırslarınız yok muydu?
Yok hiç olmadı. "Niye çalmayayım?" diyorsunuz. Ama bir sanatçı olarak zevk aldığınızı, kendi zevk aldığınız gibi geçirdiğiniz zaman başarı geliyor. Hırs olmamsı lazım. Hırs kötü bir şey sanatta.
Doğru ama artık bir anlamda ben bir şeyleri hak ettim Grammy’i de alayım artık diye hissedebilir insan çok doğal diye düşünüyorum.
Tabiî ki onun için de çalışıyorsunuz.
Şimdi İstanbul İn Blue’ı siz İstanbul’dayken galiba aileniz için yazmışsınız. Oğlunuz 12 yaşındaydı değil mi?
O Melodiyi ben yazdım sonra da ilk aşk diye bir filmde Nihat Duran yönetmenliğini yaptı o filmde böyle bir yerde de ufak bir çalmıştım birkaç notasını. Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Çok sevdiğim bir şehir bu albümde İstanbul parçasını dinlerseniz ne kadar aşık oludumu anlarsınız, İstanbul’a Buradayken ben ailemi özlüyorum. Ailem orda ve İstanbul’u hissettirdikleri melodisiydi.
Demek ki özlem girince işin içine çok güzel şeyler çıkabiliyor.
Tabi tabi birikim zaten her şey.
Az önce sizin müziğiniz önemli diyordunuz. Etnik kimlik veya hangi ülkeden geldiğiniz vs ikinci planda kalıyor. Ama yine de bir şekilde yansıyor müziğinize diyordunuz. Bazen de yapay olarak sokuluyor işin içine çok yapılıyor biliyorsunuz siz de eleştiriyorsunuz diye özellikle soruyorum. Ve ondan sonra da bu Türk müziğinden çok şey götürüyor. Katılır mısınız?
Tabi siz söylediniz işte. Yapay olan hangi şey doğrudur ki. Doğal olarak çıkması lazım. Yani siz onu hissediyorsanız çıkartmanız lazım. Her Türk’ün de Türk müziği çalması lazım diye bir şey olmaması lazım. Bir Türk genci Rock’n Roll’u hissediyorsa ve yapabiliyorsa onu da yapmalı. Ama ben Türküm benim müziğimin içinde illaki Türk böyle bir şey kesinlikle yok. Bu bizim biraz da milliyetçi olduğumuzdan dolayı. Genç bir ülkeyiz. Ama sanatta daha açık bir dünya gözüyle bakmamız lazım. Eğer gerçekten hissediyorsanız onu koymanız lazım. Çünkü bugün deneysel müziklerde yani iki tane ney tınısı bir ud falan takıp bir türk müziği ya da doğu müziği yapmış olmuyorsunuz.
Doğru ondan sonra da sırıtıyor. Bir şekilde belli oluyor.
Hamburger gibi bir şey işte. Köşe başında yiyoruzya bitip gidiyor.
Peki tabi milllyetçi derken yurtdışında yaşayan insanların bir tık daha fazla milliyetçi oluyor belki de olmasa bile. Sanatçı da olsa farklı da olsa.
Ben Garmmy’i kazanırsam Türkiye için diye kaldıracağım inşallah.
Türkiye’de de durulmuyor artık o kadar sorun var ki burada Ergenekon’u bitiyor kapatma davası geliyor. Hiç sevmediğimiz terörü yaşıyoruz maalesef. Yani üzülmemek elde değil. Türkiye sürekli kaynayan bir kazan. Amerika’da müzik yaparken Türkiye’de olan biten etraftan size bir şeyler konuşuyor mu ya da siz de cevap vermek zorunda kalıyor musunuz?
Tabi soruluyor. Ben ülkemi seviyorum. Hep ülkemi savunuyorum. Çünkü doğru olan bir şeyi biliyorum. Doğrusunu savunmaya çalışıyorum.
Ama savunmak da kolay değil. Çünkü hiç birşeyin doğrusunu da bilmiyoruz. Biz burada yaşayarak inanın. Yani ne oluyor ne bitiyor onun bile farkında değiliz. Ben sadece oralardan nasıl gözüküyoru merak ediyorum.
Şimdi şimdi daha iyi gözüküyor. Turizm ilerledi biraz.Amerika’da otobüslerde Türkiye’nin resimlerini görmeniz ve Amerika’dan kalkan uçakların dolu olması ki ben devamlı gwliyorum Türkiye’ye beni sevindiriyor açıkcası.
Sizin mesela çevrenizde Fahir Atakoğlu’nun içinde bulunduğu çevrede Fahir Atakoğlu biliniyor isim olarak. Başka kim biliniyor Amerika’da?
Arif Mardinli, Klasikte Fazıl’ı bilirler İdil Biret’i çok iyi bilirler. Sertab güzel bir çalışma yaptı. Tarkan’ı biliyorlar. Tarkan bayağı hittir yani. Biraz daha üstüne gitse orada daha güzel şeyler yapacak. Müthiş bir ses var.
O kadar çok ülkede çaldınız ve bir sürü değişik ülkelerden seyirciler geliyor. Mesela fark var mıdır? Türk seyirci nasıldır, Japon seyirci nasıldır?
Japonya’dan seyircilerden anket aldılar. Ankette çıkan sonuç iyileştiren bir müziği var diye çıktı.
Mesela Türk seyircisi nasıl?
Ben çok cana yakın buluyorum. Fakat konserlerde konsere gelenden bahsediliyor. Benim ne çaldığımdan bahsedilmiyor. Eleştiri eksikliği bence. Ama son zamanlarda biraz daha fazlalaştı. Biraz daha gençleşti. Ben 94 senesinde ilk albümüm çıkmış bir gazetenin tekinde benim albümüm çıkmış altında da bir şeyler yazmış aynı insan gezi haberi yapmış altında.
Grammy ne zaman açıklanacak?
Şubat’ta yarışma. Eylül-Kasım’da adaylar belli oluyor. 3 dalda gireceğim. Ama çok yakınlaştım.
İnşallah Türkiye için diyeceksiniz orada. Biz de tekrar sizi buraya alacağız. Büyük keyifle bunun keyfini yapacağız.
Alıntıdır
Dünya çapında müzisyenimiz Fahir Atakoğlu Söz Sende'de Balçiçek Pamir'e konuk oldu. Atakoğlu, hem yeni albümü "İz"i hem de müziğini anlattı.
Amerika’da yaşıyorsunuz normalde. Ne zaman geldiniz?
23’ünde geldim. Ve 6 Ağustos’taki konserime hazırlanacağım. Açıkhavada olacak. Yeni albüm çıktı “İZ”. Onun için konserden konsere gidiyoruz.
Çok güzel de bir albüm olmuş hakikaten.
Özel bir albüm oldu. Benim için de çok özel bir albüm oldu. Çünkü sesini yorumunu beğendiğim şarkıcılar geldi.
Levent Yüksel, Nilüfer, Sertab Erener, Sezen Aksu, Tarkan.
Evet çok müthiş sesler. Benim bestelerimi okuyan isimler bunlar zaten ama bu albümde mesela Sertab’ın söylediği ‘Lal’i Sezen söyledi. Tarkan alaturkadayım, bir bestem var benim devamlı Sezen okurdu. Böyle herkes birbirinin parçasını okudu. Levent ‘Sır’rı okudu, Sertab İstanbul’u okudu yeniden yorumladı. Çok güzel, çok memnun kaldım.
Tabi yani sadece bu değil. O kadar çok şey var ki konuşacak. Ayağınızın tozuyla geldiniz ama çok güzel haberler de var daha önce aldığımız Grammy’e aday olmak gibi, bunları da konuşacağız. Şimdi çok klasik bir soru olacak ama ne hissediyorsunuz piyanonun başında. Hakikaten tutkuyla çalıyorsunuz. Etkilenmemek mümkün değil.
Ben de kendimi seyredince nasıl acaba diye böyle suratları ve mimikleri yapıyorum diyorum. Ama işte o an kendi yarattığınız bir şey var. Bir melodi var. Onun siz de çıkışını biliyorsunuz. Onu sunarken gerçekten hissetmeniz lazım ve o hissi taşıyıp sunmanız lazım. Çünkü seyirciyle ilişki çok çok birebir. Siz nasıl hissediyorsanız karşıya da öyle geçiyor.
O duygunuzu alıyoruz. Doğru söylüyorsunuz.
O kesin, doğru ilişki o oluyor.
Peki bilmem kaçıncı defa çalsanız da aynı tutkuyu duyuyor musunuz?
Aynen. Bakın mesela bu albümde Sarı Zeybek’i, Gözyaşı’nı ve hepsini yeniden yorumladık zaten. Hiçbir şekilde eski bir şey yok. Yeni parçalar da var içinde. Her çalışımda kendimde farkettim, Sarı Zeybek’i mesela yazdığımdan bu yana hep konserlerde çaldım. Hiçbir şekilde bir tane daha kayıt yapmadım. İlk defa yaptım bu sene, ki seneler sonra yani ben işte kaç sene geçmiş ve çok daha böyle içinde her çalışımda daha fazla hissediyorum.
Bir şeyler ekleniyor değil mi?
Tabi tabi çok müthiş bir şey yani. Çok mutluyum, müzisyen ve bir şeyler yaratıyor olmamdan.
Dünyanın en güzel lüksü bence. İşiniz, sevdiğiniz bir şey değil mi?
Benim işim değil artık bu. Bu benim hayatım artık. İş olarak hiçbir zaman görmedim.
Ama bir taraftan da işiniz.Yani bundan para kazanıyorsunuz.
Elbette. Ama o yönünü düşünmezseniz eğer daha fazla başarıya ulaşıyorsunuz. Yani başarılı olacağım diye değil, en güzelini yapacağım ve güzel şekilde de sunacağım deyip girerseniz o başarı zaten kendiliğinden geliyor.
Peki müzik kaç yaşlarındayken hayatınız olmaya başladı? Çok küçük yaşta değil mi?
Tabi tabi.
Peki nasıl gerçekleşti. Mesela geçenlerde Anjelika Akbar buradaydı. Şöyle bir şey söyledi. “Her tuşa bastığımda başka renkler çıkıyor benim için “dedi. Renkleri gökkuşağı gibi görüyorum. O onun yorumuydu. Mesela siz çok küçük yaşta müzikle nasıl tanıştınız? Ya da hep mi vardı hayatınızda?
Yok. Ben 7-8 yaşında bir piyano dersleriyle başlayıp ilkokulda falan ufak ufak melodiler aklıma geliyordu. Ve öğrendiğim kadar notayla yazmaya çalışıyordum. Devamlı da böyle, bir bestecilik yanı o yönden geliyor.
Tabiî ki sadece piyanistlik değil işte. Ahmet Ertegün bir şey demiş. Günümüzün Avrupa’daki en iyi bestecisi Fahir Atakoğlu.
Dünya yüzünde evet. Çünkü melodilerimi çok severdi kendisi. Hakikaten benim şuandaki Amerika’daki de olsun başarım melodi. Melodinin bir tane dili var ve herkes benimseyebiliyor. Melodi çok önemli benim için. Bütün Amerika’da çalıştığım müzisyenler, işte bu en son IF’de, İstanbul İn Blue’da hep onu diyorlar. O başka bişey.
Peki “İstanbul İn Blue” diye deyince ona dönelim o albüm çok özel. Çünkü o albüm Garmmy’de aday 3 dalda.
3 dalda inşallah ilk 15’e gireceğiz daha belli değil.
Aday adayı mı deniliyor?
Aslında ilk aşamayı geçtim. Çünkü bir aşama var ondan sonra ilk 15 belirleniyor. Onu geçtik çok şükür.
Grammy neden bu kadar önemli? Mesela Grammy’i alınca ne olacak? Biz çok mutlu olacağız o ayrı ama.
Grammy aslında Garammy’in üye olanların birbirlerine verdiği oy. Tamamen müzisyenler. İki çeşit üyelik var. Bir oy veren bir de oy veremeyen. Oy verebilen üyeler müzisyenler oluyor orda da albümünüzün dağıtılmış olması ve kabul olmanız lazım o vakıfa. Her ne kadar müzisyenler ve oradaki üyeler birbirlerine veriyorlarsa da dünyada 51 senedir çok büyük bir ivme yapmış bir organizasyon. Ne oluyor seyirciniz, albüm sayınız fazlalaşıyor. Ve tabiî ki dünyanın takip ettiği bir yarışma olduğu yarışmadan dolayı daha fazla tanınıyorsunuz. Bu Amerika’ya özgün bir yarışma tamamen Amerika içinde. Latin kolu da var, Latin Grammy’leri de var. Çok büyük bir ayrıcalık açıkcası.
Peki hep başarılı olanlar aday olabiliyor mu Grammy’e. Yoksa bir lobi faaliyeti sürdürmek gerekiyor mu? Çünkü Amerika başka bir yer.
Oranın endüstrisi çok farklı. Öyle engeller koymuşlar ki ve öyle uzmanlaşmış alanlar var ki o insanlarla çalışmazsanız istediğiniz kadar müziğiniz bir dahi olun hiçbirşey olamazsın.
Ne fenasın hem çete gibi bir şey bu?
Öyle ama yani o zaman daha doğru bir yere de geliniyor aslında. Çünkü öyle kurulmuş. Benim oradaki pablistim menajerim orda ayrı burada ayrı. Bu insanlarla çalışmazsanız olmuyor. Ve kesinlikle işi kuralına göre oynamanız lazım.
Peki mesela ilk gittiğinizde neler yaptınız? Bir takım yanlışlar da yapmıştırsınız bu anlamda doğru insanlarla olmamak veya da şanslıydınız siz hep doğruyu oynadınız.
Benim 20 sene oldu. Son 7-8 senedir biraz biraz olmaya başladı. İşte son 3-4 senedirde İF le beraber bundan evvelki albümle böyle bir çıkış oldu. Yalnız İstanbul albümü hakikaten patladı. Dünya müziği albümleri listesinde ki bu iki listede bahsedeceğim oradaki radyoların sizi çalma sayısı. Haftada ne kadar alıyorlarsa gerçekten o rakam ne kadar yüksekse o listede o kadar yükseğe çıkıyorsunuz. Dünya müzikleri albümü olan listede 1’inciye çıktım. Dört, üç, bir numara oldum ve caz albümlerinde de 38’e kadar çıkabildim. 200 albüm arasından.
Hakikaten büyük başarı bu.
Çok teşekkür ederim. Ben de aynı şekilde düşünüyorum. Artık öyle bir yere geldim ki birinci ligdeyim. Çok daha serbest ve daha güvenli hissediyorum kendimi. Çünkü bir şeyler yapıyorsunuz insanlarla paylaşıyorsunuz bu paylaştığınız insanlar sadece dinleyicileriniz değil endüstrinin de bir parçası var. Yani eleştirmenler var, radyodaki dj’ler var. Bu insanlar bu değeri verdiği zaman çok daha önemli oluyor, gelişme açısından tabi. En önce tabi sizin dinleyiciniz. O olmasa zaten diğeri de olmuyor.
Sizin bir cümleniz var. Dünyanın en iyi piyanistleri çok acımasız bir şekilde 2 gün içinde yerle bir edilebilir Amerika’da demişsiniz. Bu piyasayı biraz anlatır mısınız? Bunu biraz anlatır mısınız bu piyasayı yani ayakta tutunmak zor buna rağmen işte belki normalde belki 5 başarı sizinki 500 başarı. Ynai hakikaten ayakları yere sağlam basmak lazım.
Amerika ya bütün dünya müzisyenleri geliyor. Amerika çok zır bir yer. Amerika’dan kabiliyet fışkırıyor. Şimdi tabi dediğim gibi bu endüstriyi kurallarına göre oynuyorsunuz. Ben yabancı birisiyim. Bir Amerikalı değilim.
Daha mı zor işiniz, daha mı kolay?
Aslında zorluğu kolaylığı yok. Bilhassa amerikada bütün düya müzisyenleri geldiğinden dolayı ilk müziğnizi bakıyorlar. Ya ilk görülen şey o. Avrupalıların ön yargılığı yok. Ama muhakkak kendi şahsiyetinizi iyi oturtmanız lazım. Mesela Amerika’da Latin müziği çok. Ben Latin müziği tamam ama onlar kadar bilgili olmadığımdan dolayı, onlar kadar iyi hissedemiyor olabilirim. Ben içimde hissettiği doğru dürüst çıkarmam lazımdı ve ben bir Türk olarak camı açtığınız zaman ezanı duymuşsunuz, açmışsınız türküyle.. Onarlın bende bir izlenimi var onu çıkarabildim zannediyorum. Dolayısıyla o daha başarılı oluyor sizden onu bekliyorlar. Her ne kadar ilklen sizin nerden geldiğinize pek fazla önem vermeseler bile sonrasında bir önem kazanabiliyor.
Daha mı kolay derken bunu kasdetmiştim. Belki de avantaj olabiliyor. Yabancı olmak Amerika’da?
Bir yere kadar zaten Amerika’da herkes yabancı göçmen ülkesi. ama şu bir gerçekki bütün dünyanın müzisyenleri geliyor çok büyük bir rekabet var. O rekabet içinde sıyrılabiliyorsanız. ben inanamadım 1 numarayı bana sçylediklerinde. 4’e çıktığımda da inamamadım.
Peki 1’e çıktığınızda çevre değişti mi? Davetler arttı mı?
Yok daha yeni temmuzun 7sinden bu yana şimdi inecek edecek. Şu aralar hala birde. İtibarınız artıyor. Sizin çalıştırdığınız insanlar arasında da itibarınız artıyor. Çünkü İstanbul Blue için radyo promosyon şirketiyle çalıştım. Tabi başka bir gözle bakıyorlar size.
Sonra basınla ilişkileri sağlayan bir lobi oluşturmak gerekiyor demişsiniz..
tabi bir publictiniz olması gerekiyor. Sizin halkla ilişkilerinizi sağlayan kişinin de daha çok tanınmış olması lazım.Ben mesela Newyork’ta konser verdiğimde Newyork Times’taki 5 tane gidin görün dedikleri etkinlikten biri bendim. Newyork Times beni tanıyor mu hayır. Publictimi tanıyor. Adam tabi müziğimi de beğenmiş. En önce müzik tabiî ki.
Yani müzik çok kötüyse asla basın onu yürütmüyor yani?
Yok. yani çünkü onun kendilerine de saygıları var açıkcası basının.
Müzik sonuçta harika olmalı o ayrı ama onun ötesinde çok iyi bir tanıtım gerçekten.
Çünkü çok insan var. Onarlın arasından sıyrılabilmeniz için adam eleme yapmak zorunda. Güvendiği yere gidiyor herhalde o halkla ilişkiler.
Aama yanılmıyorsam siz New York'tasınız?
Çok sakin bir yerde yaşıyorum. New York İstanbul gibi bir yer.
Ama New York'ta da çaldınız. Çünkü çaldığınız yerler hiçbir zaman hani ikinci sınıf olmadı. Hep böyle en büyük yerler.
Bebek Park Gazinosu’nda Sezen’le de çaldım. Geçen birisi söyledi nereden nereye. Ama işte bunu hazmetmeniz lazım. Ben birgün oarada çalacağım diye de başlamadım bu işe.
Öyle hırslarınız yok muydu?
Yok hiç olmadı. "Niye çalmayayım?" diyorsunuz. Ama bir sanatçı olarak zevk aldığınızı, kendi zevk aldığınız gibi geçirdiğiniz zaman başarı geliyor. Hırs olmamsı lazım. Hırs kötü bir şey sanatta.
Doğru ama artık bir anlamda ben bir şeyleri hak ettim Grammy’i de alayım artık diye hissedebilir insan çok doğal diye düşünüyorum.
Tabiî ki onun için de çalışıyorsunuz.
Şimdi İstanbul İn Blue’ı siz İstanbul’dayken galiba aileniz için yazmışsınız. Oğlunuz 12 yaşındaydı değil mi?
O Melodiyi ben yazdım sonra da ilk aşk diye bir filmde Nihat Duran yönetmenliğini yaptı o filmde böyle bir yerde de ufak bir çalmıştım birkaç notasını. Ben İstanbul’da doğdum büyüdüm. Çok sevdiğim bir şehir bu albümde İstanbul parçasını dinlerseniz ne kadar aşık oludumu anlarsınız, İstanbul’a Buradayken ben ailemi özlüyorum. Ailem orda ve İstanbul’u hissettirdikleri melodisiydi.
Demek ki özlem girince işin içine çok güzel şeyler çıkabiliyor.
Tabi tabi birikim zaten her şey.
Az önce sizin müziğiniz önemli diyordunuz. Etnik kimlik veya hangi ülkeden geldiğiniz vs ikinci planda kalıyor. Ama yine de bir şekilde yansıyor müziğinize diyordunuz. Bazen de yapay olarak sokuluyor işin içine çok yapılıyor biliyorsunuz siz de eleştiriyorsunuz diye özellikle soruyorum. Ve ondan sonra da bu Türk müziğinden çok şey götürüyor. Katılır mısınız?
Tabi siz söylediniz işte. Yapay olan hangi şey doğrudur ki. Doğal olarak çıkması lazım. Yani siz onu hissediyorsanız çıkartmanız lazım. Her Türk’ün de Türk müziği çalması lazım diye bir şey olmaması lazım. Bir Türk genci Rock’n Roll’u hissediyorsa ve yapabiliyorsa onu da yapmalı. Ama ben Türküm benim müziğimin içinde illaki Türk böyle bir şey kesinlikle yok. Bu bizim biraz da milliyetçi olduğumuzdan dolayı. Genç bir ülkeyiz. Ama sanatta daha açık bir dünya gözüyle bakmamız lazım. Eğer gerçekten hissediyorsanız onu koymanız lazım. Çünkü bugün deneysel müziklerde yani iki tane ney tınısı bir ud falan takıp bir türk müziği ya da doğu müziği yapmış olmuyorsunuz.
Doğru ondan sonra da sırıtıyor. Bir şekilde belli oluyor.
Hamburger gibi bir şey işte. Köşe başında yiyoruzya bitip gidiyor.
Peki tabi milllyetçi derken yurtdışında yaşayan insanların bir tık daha fazla milliyetçi oluyor belki de olmasa bile. Sanatçı da olsa farklı da olsa.
Ben Garmmy’i kazanırsam Türkiye için diye kaldıracağım inşallah.
Türkiye’de de durulmuyor artık o kadar sorun var ki burada Ergenekon’u bitiyor kapatma davası geliyor. Hiç sevmediğimiz terörü yaşıyoruz maalesef. Yani üzülmemek elde değil. Türkiye sürekli kaynayan bir kazan. Amerika’da müzik yaparken Türkiye’de olan biten etraftan size bir şeyler konuşuyor mu ya da siz de cevap vermek zorunda kalıyor musunuz?
Tabi soruluyor. Ben ülkemi seviyorum. Hep ülkemi savunuyorum. Çünkü doğru olan bir şeyi biliyorum. Doğrusunu savunmaya çalışıyorum.
Ama savunmak da kolay değil. Çünkü hiç birşeyin doğrusunu da bilmiyoruz. Biz burada yaşayarak inanın. Yani ne oluyor ne bitiyor onun bile farkında değiliz. Ben sadece oralardan nasıl gözüküyoru merak ediyorum.
Şimdi şimdi daha iyi gözüküyor. Turizm ilerledi biraz.Amerika’da otobüslerde Türkiye’nin resimlerini görmeniz ve Amerika’dan kalkan uçakların dolu olması ki ben devamlı gwliyorum Türkiye’ye beni sevindiriyor açıkcası.
Sizin mesela çevrenizde Fahir Atakoğlu’nun içinde bulunduğu çevrede Fahir Atakoğlu biliniyor isim olarak. Başka kim biliniyor Amerika’da?
Arif Mardinli, Klasikte Fazıl’ı bilirler İdil Biret’i çok iyi bilirler. Sertab güzel bir çalışma yaptı. Tarkan’ı biliyorlar. Tarkan bayağı hittir yani. Biraz daha üstüne gitse orada daha güzel şeyler yapacak. Müthiş bir ses var.
O kadar çok ülkede çaldınız ve bir sürü değişik ülkelerden seyirciler geliyor. Mesela fark var mıdır? Türk seyirci nasıldır, Japon seyirci nasıldır?
Japonya’dan seyircilerden anket aldılar. Ankette çıkan sonuç iyileştiren bir müziği var diye çıktı.
Mesela Türk seyircisi nasıl?
Ben çok cana yakın buluyorum. Fakat konserlerde konsere gelenden bahsediliyor. Benim ne çaldığımdan bahsedilmiyor. Eleştiri eksikliği bence. Ama son zamanlarda biraz daha fazlalaştı. Biraz daha gençleşti. Ben 94 senesinde ilk albümüm çıkmış bir gazetenin tekinde benim albümüm çıkmış altında da bir şeyler yazmış aynı insan gezi haberi yapmış altında.
Grammy ne zaman açıklanacak?
Şubat’ta yarışma. Eylül-Kasım’da adaylar belli oluyor. 3 dalda gireceğim. Ama çok yakınlaştım.
İnşallah Türkiye için diyeceksiniz orada. Biz de tekrar sizi buraya alacağız. Büyük keyifle bunun keyfini yapacağız.
Alıntıdır