07-06-2008, 11:45 AM
Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye gittiğin değildi önemli olan...
Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında
yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait,
seninle gitmişti.
Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.
“Bana kalan,
Beni kalansız bölen bu şehir.
Ah! bu şehir, yalan şehir”
demek isterdim; ama yalan olan sendin. Benim yarattığım, inanmak için
yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. Gerçek olduğunu gördüm. Sen
gittin...
Aslında içimden giden sevgili değildi. Ben sadece, yalanıma inanmıştım. O,
gerçekti... Aşk bitmişti. Düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun
derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı? Şiirde, müzikte ya da sözde,
nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? Aşk ve yalan, güzel ile çirkin,
iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan
diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi
olabilir mi? Ya da aşk, yalana sesdeş mi? “Seni seviyorum” derken, aslında
içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan
hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?
“Bir gün içimden gittin, anladım.”
Aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! Ve aşk, yalan varsa aşktı.
İnsanın doğasında var. Doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. Yasaklı ya da
yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. Durduralamaz bir
dürtüdür bu. Yalanı bazen istem dışı kullanırız. Söyleyen biz değilizdir
ama, söyleten ta kendimizdir.
İçimizdeki yasaklı kimliktir O:
Mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka
her zaman hazır. Pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. Cıvıl cıvıldır,
yerinde duramaz. Yaz gibidir: Islak ve sıcak. Zaafları vardır, yasak ve
güzel olan herşeye. O cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti
gerçekleştirendir. Kısacası O, yaşayan tarafımızdır. En güzel anılarımız, en
heyecanlı anlarımızdır...
Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye ve neden gittiğin değildi önemli
olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi
sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa
bana ait, seninle gitmişti.
Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.
Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi sokağında
yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa bana ait,
seninle gitmişti.
Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.
“Bana kalan,
Beni kalansız bölen bu şehir.
Ah! bu şehir, yalan şehir”
demek isterdim; ama yalan olan sendin. Benim yarattığım, inanmak için
yıllarımı harcadığım kocaman bir yalandın sen. Gerçek olduğunu gördüm. Sen
gittin...
Aslında içimden giden sevgili değildi. Ben sadece, yalanıma inanmıştım. O,
gerçekti... Aşk bitmişti. Düşünüyorum da acaba aşk, ruhumuzun
derinliklerinde yaratılan koca bir yalan mı? Şiirde, müzikte ya da sözde,
nerede aşk varsa orada bir de yalan yok mu? Aşk ve yalan, güzel ile çirkin,
iyi ile kötü gibi birbirini besleyen, değiştiren ve dönüştüren; biri olmadan
diğeri varolamayan ya da anlamsız kalan evrimin temel dinamiklerinden ikisi
olabilir mi? Ya da aşk, yalana sesdeş mi? “Seni seviyorum” derken, aslında
içimizde yarattığımız en güzel yalana övgüler mi düzüyor, kendimize olan
hayranlığımızı mı dile getiriyoruz?
“Bir gün içimden gittin, anladım.”
Aşk, uydurduğumuz en güzel yalan! Ve aşk, yalan varsa aşktı.
İnsanın doğasında var. Doğrular ne kadar da az cezbeder bizi. Yasaklı ya da
yanlış ne varsa, yaptıklarımız hanesine yazmak isteriz. Durduralamaz bir
dürtüdür bu. Yalanı bazen istem dışı kullanırız. Söyleyen biz değilizdir
ama, söyleten ta kendimizdir.
İçimizdeki yasaklı kimliktir O:
Mülkiyet duygusu ve egosu olağanüstü gelişmiş; ihtiraslı, doyumsuz ve aşka
her zaman hazır. Pembedir, mavidir ve daha çok kırmızı. Cıvıl cıvıldır,
yerinde duramaz. Yaz gibidir: Islak ve sıcak. Zaafları vardır, yasak ve
güzel olan herşeye. O cennetteki en güzel meyveyi tadan, ilk ihaneti
gerçekleştirendir. Kısacası O, yaşayan tarafımızdır. En güzel anılarımız, en
heyecanlı anlarımızdır...
Bir gün içimden gittin, anladım. Nereye ve neden gittiğin değildi önemli
olan... Kiminle gittiğin, hangi havayı soluduğun, hangi şehrin, hangi
sokağında yürüdüğün önemli değildi. Sen içimden gitmiştin... İçimde ne varsa
bana ait, seninle gitmişti.
Renklerim, ruhumdaki yaz, güneşim gitmişti.